YAZARIMIZ GÖKKUŞAĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAZARIMIZ GÖKKUŞAĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Kum Zerreciği


Küçük, küçücük bir kum zerresiydi. Kimsesiz, yapayalnız, güçsüz ve çaresiz. Çılgın fırtınalardan, azgın dalgalardan korunmaya çalışıyordu kendini bildi bileli. Sürekli tufan kopuyordu sanki. Ara sıra durulduğunda ortalık, rahat bir soluk alıp şükrediyordu hala varolduğuna… Ama o tam rahat rahat nefeslenecek, biraz kendine gelecek, hatta biraz da büyümeye fırsat bulacakken yeni bir tufan kopuyor ve sürükleniyordu tehlikeli sulara…
Aslında, özünde büyüyordu yavaş yavaş ama o bunun ayırdına varacak halde değildi ki… Belki… Belki birazıcık daha uzun olabilseydi soluklanma zamanları, kendisi de hissedecekti geliştiğini ama ah bu tufanlar, ah bu azgın dalgalar, rahat bir nefes alacak zaman bırakmıyorlardı ki hiç…

Eğer o kısa anlarda farkına varabilseydi, her geri gidişte atılım yapma gücünün misliyle arttığını her şey daha bir kolay, daha bir katlanılır olacaktı belki ama dedim ya sürekli vurgun yiye yiye sersemlemişti iyice… Bu gerçeği görüp de umutlanacak ne hali ne de zamanı vardı…

Bir gün… Belki de tufanların en yamanıyla savrulduğu bir gün, sürüklendiği yeni ve yabancı diyarda saniyenin milyonda biri kadar kısa bir an için de olsa sığınabileceği bir istiridye gördü… Ve yine nasıl olduysa, kendi ivmesiyle mi yoksa suyun sürüklemesiyle mi bilinmez o istiridyenin içinde buldu kendini.

Dışarıda tufan kopuyordu hala ama onun sığındığı bu limanda sadece sükunet vardı. Ilıktı, yumuşaktı… Dışarıda kalan fırtınanın uğultusu tüm evrenle uyum içinde ilahi bir müzik olarak sunuluyordu istiridyenin içine. Ilık, yumuşak ve altınsı ışıltılar içindeki bu sığınakta harmoni vardı sadece.

Kum zerreciği belki de ilk defa hayatın kutsanmışlığını idrak etti. Aslında hiç var olmayan zaman da mekan da kaybolmuştu. Küçücük bedeninin içine tüm kainatın sığdığını, başlangıçsız ve sonsuz olana geçiş yaptığını hissediyordu… Bedeni küçüldükçe içindeki güç büyüyordu sanki… O küçücük beden de istiridyenin sağaltıcı salgılarıyla sarılıp sarmalanıyordu… Bu, kendinden geçirici bir sarmalanıştı kum zerreciği için ve o, kendinden vazgeçtiği anda, muhteşem büyüklükte pırıl pırıl ve eşsiz benzersiz bir inci tanesi olduğunun bilincine vardı…
Korkan, kaçan, sığınak arayan bir kum zerreciği değil, heyecanla istiridyenin açılmasını ve hizmet edeceği anın gelmesini bekleyen bir inciydi artık o…

SEVGİ VE BİZ


Sevgi
Bazen bir şarkıya dalar hüzünleniriz. Bazen eski bir anıya.
Bazen tatlı bir gülümseme gelir aklımıza bazen tatlı bir buse...
Hepsinde sevginin izleri vardır, geçmişte kalan ama hala yaşanan...
Şimdi herşeyi bir kenara bırakın!
Ve geçmişte kalan tatlı bir anınızı düşünün.
Düşünün hadi..
Tamam..
Şimdi o anınıza geri dönün ve yine aynı şeyleri yaşamaya çalışın..
Mutlu oluyorsunuz, değil mi?
İşte bunun sebebi, içinizdeki o sevgi pınarıdır.
Bazen geçmişte yaşanan acı olaylar gelir aklımıza.
Düşünürüz!
Acı ile dolar yüreğimiz.
Ama yine de mutlu olmaya çalışırız.
Çünkü yüreğimizde hala sevgi kıpırtıları vardır.
İşte, bu sevgi yener geçmişte yaşadığımız acı izleri.
Çoğu zaman haksızlıklarla karşılaşırız, kötülüklerle, yalanlarla, acılarla..
Ve bir an içimizdeki o sevgi bile zaptedemez bizi.
Karşılık vermek isteriz yapılan haksızlığa, kötülüğe.
Bu dünyada,arkamızdan övgüyle söz edilecek bir olay varsa, o da sevgi adına yaptığımız bir olay olacaktır.
Çünkü herşey bu dünyada kalır.
Hiç kimse çok sevdiği bir şeyi beraberinde götüremez.
Ancak, yaptığı ve yapacağı kalıcı şeyler, ona çok şey kazandırır.
Sevgi adına yapılan kalıcı şeyler ne olabilir?
Bu soruya aslında bir çok cevap verilebilir.
İnsanları sevmek,onlarla iyi geçinmek, sevgiye inanarak yaşamak bile, sevgi adına yapılmış kalıcı şeylerdir.
Tabi sevgiyi, sadece hissetmek yerine, bunu uygulamaya geçirmek daha kalıcı olur.
Sevgiyi uygulamaya geçirmek, sevgiyi hissederek yaşamaktır.
Sevgiyi yoğun olarak yaşayan biri, zaten sevgi adına iyi birşeyler yapıyor demektir.
Elimizden geldiğince sevgiyi doya doya yaşayalım!



SEVELİM SEVİLELİM EN ÖNEMLİSİ MUTLU OLALIM..

Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmeli...


Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.
Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.
Alaycı bir ses tonuyla:
- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
- Hayır çikolata parası lazım!
Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.
- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.
Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.
Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.
Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.
- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?
Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.
- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.
Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.
Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.
Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
- Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?
Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.
Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz.
Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.
Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?
Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.
- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.
Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.
- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
- Küçük kızı severek.
- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.
- Nasıl yani ?
- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.
Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
- Hiç kavga etmezmisiniz siz?
- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hemde çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.
- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir.
Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.
- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.
Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım ve mutlu ettim onu.
Adam ayağa kalktı.
- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.
- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.
Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.
Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.
- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.
İnci hiç konuşmadı.
- Sorsana "niye" diye.
İnci kızgın kızgın:
- Niye? Diye sordu.
- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.
- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"
Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.
- Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.
- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.
- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.
İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.
Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.
Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

13 Kasım 2009 Cuma

Kıyamet gerçekten kopacak mı?




Ekonomik kriz, büyük felaketler, toplu insan ölümleri, açılımlar, siyasi çalkantılar derken tüm dünya bir anda tek bir konuya odaklandı. Herkesin içini bir tedirginlik sardı. Üstüne üstlük bir de filmi yapıldı. Şimdi tüm dünya, 2012 yılında kopacak olan kıyameti konuşuyor.


Aslında, kıyamet senaryosunun kaynağı Maya takvimi. Beş bin 125 yıllık bu takvim her biri 394 yıllık 13 çağdan oluşuyor. Ve 13’üncü çağ, 21 Aralık 2012’de sona eriyor. Dolayısıyla da bu tarihte kıyametin kopacak olması muhtemel görülüyor.

2012’de kıyametin kopacağına inananların anlattığı bir başka senaryoya göre ise 2012 yılında dünyanın sonu gelmeyecek. Aksine bir aydınlanmanın başlangıcı olacak.

Hal böyleyken, kıyamet senaryoları tüm dünya tarafından tartışılırken ve Vatikan’dan yapılan son açıklamaya göre Roma’da uzaylıların olup olmadığı bile masaya yatırılacakken insanın aklının karışmaması imkansız…

Uzmanların da bu konuda fikir birliği sağladığı söylenemez. Kimi 2012’de tarihin en zor sınavına hazır olmamız için uyarıyor, kimi ise "Bunlar asparagas, inanmayın, birileri cebini doldurmak istiyor" diyor.

EN BÜYÜK EVREN ASPARAGASI


Astrobiyolog Dr. David Morrison "2012'de kopacak" şeklindeki iddialar hakkında şöyle diyor: "2012 senaryoları evrenin en büyük asparagasıdır. Her 400.000 yılda bir yerkürede manyetik kutuplaşma olabiliyor ama bu hem dönüş istikametini değiştirmez hem de bir dahaki sefere en az birkaç bin yıl var. Üstelik yerküreyi imha özelliği de yok. 2012 filmi üstünden yaratılan kozmofobi bugüne kadar ki en büyük evren asparagaslarından. Ve bu fobinin etkisi maalesef uzun ömürlü olacak."

ŞARLATANLIK YAPIYORLAR

Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bil. Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ethem Derman, senaryoya kesinlikle karşı çıkanlardan: "Kıyamet senaryolarını eskiden yobaz din adamları üretirdi, şimdi para kazanmak için şarlatanlık yapan açıkgözler üretiyor. Bu senaryolar üzerinden bir endüstri yaratıldı. Hiçbirine inanmayın, söylediklerini sakın dinlemeyin."

27 Ekim 2009 Salı

Mevlana'nın Öğretileri - Erkan Türkmen





Selam Dostlarım kitap bir harika okumanızı tavsiye ederim. Birde kitabı okurken yanında kısık bir sesle Sufi Ney-Kanun dinleyiniz.

"Ey dostlar! Nefsin iğnelerinden kurtulmak için acıların iğnelerine dayanın ve sabredin çünkü vücutlarından (maddi varlıklarından) kurtulanlara güneş sistemi ve yıldızlar secde eder..."

Neyi aşk kulağıyla dinleyen kimse onun giz âlemini algılayabilir. Neyin delikleri (makam perdeleri) bizim sır perdelerimizi yırtmıştır. Nasıl ki ney çalındığında onun sesini gizlemek mümkün değildir, Allah aşığı da müzik dinlediğinde veya O'nu andığında gizlenemez. Ahı ve feryadı duyulur. Ney âşıklar için panzehir yani teselli edicidir ve âşık olmayanlar için ise zehir gibi yani aşkı aşılayıcıdır. Neyin önerdiği aşk yolu basit bir yol değildir aksine tehlikeli ve fedakârlık isteyen yoldur, tıpkı Mecnun'un aşk yolu gibi. Mecazî aşkı anlamak için dünyalık akıldan (akl-ı cüzden) evrensel akla (akl-ı küle) geçmek lazımdır. O zaman insan denizdeki balık gibi Allah aşkına doymaz ve her an yeni âlemleri (tecellileri) seyreder durur. Bu anlattıklarımı ancak olgunlaşmış (ilahi aşkı içinde hisseden) kişi anlayabilir. Anlamayanlara ise sözü kesip, selam verip geçmek lazım zira onların aklı henüz ilâhî sırları anlayacak düzeyde değildir.

İnanç konusunda taklit ve delilleri arayanlar, kimi kez şüphe yüzünden derin kuyuya düşerler. Delil arayanların ayakları tahtadandır ve bu türlü ayaklar sert (ve hissiz )oldukları için temkinli olamazlar. Bizim bilincimiz geçmiş olaylara dayanır oysaki geçmişi ve geleceği Tanrı perdelemiştir. Bu perdeleri yak, yok et ve ney'in düğümleri gibi onlara saplanıp kalma. Ney'in düğümleri çözülünce ve o bir sırdaş çalgıcıya kavuşunca ses vermeye başlar (sırları ortaya koyar) Tanıtım Yazısından

23 Ekim 2009 Cuma

İşlevsel Bir İlişkide Yapılacak ve Yapılmayacak İlk 20 Şey






1. Kendinizi nasıl değerlendirdiğiniz önemlidir. Beğeni, beğeniyi çeker. Bunu bir düşünün. Kim olduğunuzdan memnun musunuz?

2. Bir ilişkiden ne beklediğiniz önemlidir. Bunu talep etmeye istekli olduğunuzda, onu yaratabilirsiniz. Ama, yalnızca bunun ne olduğunu açıkça belirledikten sonra talepte bulunun. O zamana kadar, size ait olması gerektiğini düşündüğünüz şeyleri isteyerek ortalıkta gezinmeyin.

3. Yalnızca odaklandığımız şeyi elde ederiz. Sorun ya da çözüm. Verdiğimiz her kararla, bunlar arasında bir seçim yaparız.

4. Ne istediğiniz hakkında kendinize doğruyu söyleyin. Ne yapmanız gerektiği hakkında başkalarının (aile, arkadaş, eş) söylediklerini değil.

5. Herkese ne istediğiniz hakkında kendi gerçeğinizi söyleyin. Vizyon ve hayallerinizi paylaşmaktan korkmayın.

6. Siz seçmediğiniz sürece ilişkileriniz sizi tanımlayamaz. Ruhunuzu birine açtığınız zaman sizin hakkınızda ne diyeceğini düşünün.

7. Birbirine bağlı (bağımsız ve farklı işlevleri olan iki insan) ilişkiler, uzun vadede işe yarayan yegane ilişkilerdir.

8. Doğruluk, ilişkilerimizde güven yaratmak için gerekli ilk şeydir. Saygı güvenle, sevgi de saygıyla kazanılır. Doğruyu söyleme riskine girdiğimizde kazandığımız ödül ise samimiyettir. Bir işlevsel ilişkideki hiyerarşiye bakalım:
Samimiyet
Sevgi
Saygı
Güven
Doğruluk

Bir ilişki, baştan doğruluk temeline dayanmıyorsa, güven oluşamaz. Güven geliştirilmezse, saygı asla söz konusu olamaz. Bir başkasına belli düzeyde saygı duyulmuyorsa, bir işlevsel sevgi ilişkisi doğamaz ve eşleri besleyemez. Samimiyet, tüm benliğimizi bir başkasıyla bu sırada paylaşmaya istekli olduğumuz zaman ortaya çıkar. Bu, dengeli, sevgi dolu ve işlevsel bir ilişkiye girmeyi öğrendiğimiz zaman kazandığımız ödüldür.

9. Samimiyetten korkmak, doğru olandan korkmak demektir. Kendi doğrunuz, sizin için başka birininkinden daha yararlıdır. Yalnızca ne olduğunu öğrenmeye çalışın ki onu sahiplenebilesiniz.

10. İlişkiniz daha iyiye gitmiyorsa, muhtemelen daha kötüye gidiyordur. Yaşam dinamiktir ve hiçbir şey aynı kalmaz.

11. Her ilişki tektir. Ayakta kalmak için ne gerekiyorsa yapar. İlişkinizin yürümesini istiyorsanız, onun için emek harcamalısınız. Kestirme yol yoktur. Yüzde 50-50 anlaşmaları da yoktur.

12. Eşinizi yola getirmek size düşmeyeceği gibi, sizi yola getirmek de ona düşmez. İlişkiyi ve eşinizin sözlerini olduğu gibi kabullenin; bunlarda duymak istediklerinizi aramaktan vazgeçin. Gerçek olanla çalışabiliriz. Gerçek olmayan bir şeyle çalışmak imkansızdır.

13. Koşulsuz sevgi, içten gelir. Şu ana kadar ona sahip olamadıysanız, nedenini tahmin edin… İşe kendi içinizden başlayın. Kendinizi sevebildiğiniz zaman, başkasını da sevmeye hazır olursunuz. Başkasını sevebiliyorsanız, sevildiğinizi de anlarsınız.

14. Her ikiniz de işlevsel bir ilişki yaratma taahhüdünde bulunmuşsanız, bugünden işe başlayın; geçmiş hakkında yargıda bulunmadan. Çözüm bulmaya istekli olun ve sonucu kontrol etme dürtünüzü yavaş yavaş yok edin. Neşe, yalnızca şimdiki zamanda yaşanabilir.

15. Bu ilişkide ne olabileceğine dair korkularımızın çoğu, geçmiş ilişkilerimizde yaşadığımız korkuların hemen hemen aynıdır ve bu insanla hiçbir alakası yoktur. Yalnızca gerçekle ilgilenin!

16. Bir tartışma esnasında kendinize şunu sorun: Bu gerçekten “öyleyse ne” sınavını geçiyor mu? Sizin haklı çıkmanız için diğer kişinin haksız olması mı gerekiyor? Bunu düşünün. Yaşam kısa. Onu anlamsız ya da amaçsız tartışmalarla boşa harcamayın. Gerekiyorsa, hemfikir olmamayı her zaman kabullenebilirsiniz. Sonra buna gülüp geçersiniz. Tartışmalarınızı, anormal, olgunlaşmamış ve yok edilmesi gereken alışkanlıklarımızdan biri gibi değerlendirin.

17. Sonunda üzgün olduğumuzu söylemeyi öğrendiğimizde (3 ya da 93 yaşında), nihayet her şeyin yolunda olduğunu duyarız. Hata insana mahsustur ve kendimiz dahil herkese karşı affedici olmak önemli bir meziyettir. Çocuklarımıza bunu öğretmenin en iyi yolu, bizzat bunu uygularken bizi izlemelerini sağlamaktır.

18. Herhangi bir olumsuz, kırıcı ya da iğneleyici söz hakaret sayılır. Her sözcük, keskin bir bıçak gibi, sevgi dolu bir ilişkiden asla yeri doldurulamayacak büyük bir parçayı koparıp alabilir. Lütfen, kendi gerçeğinizi söylemek üzere ağzınızı açmadan önce, sözlerinizin kaynağını ve sonucunu düşünün.

19. Hiçbir günü, ilişkinizin ve eşinizin sizin için ne kadar önemli olduğunu söylemeden ve göstermeden geçirmeyin. Hiçbir anı doğal karşılamayın. Ne kadar alçakgönüllü ve mütevazı olsa da şansınızdan duyduğunuz minnettarlığı dile getirin. Takdir ve minnettarlık, sihirli bir güce sahiptir. Görünen o ki bunları ne kadar çok söylersek, teşekkür ederim demek için o kadar çok nedenimiz olur.

20. İşlevsel bir ilişkiye sahip olmak için, onu her gün kendi gerçeğinizi söyleyerek kaybetme riskini göze almaya istekli olmanız gerekir. Kendi gerçeğinizi söyleme özgürlüğünü hissetmiyorsanız, sebat etmenizin neden bu kadar önemli olduğunu ve izzetinefsinizin yanı sıra ne kaybedebileceğinizi kendinize sormaya başlayın. Yeni başlayanlar, eşinizden kendi gerçeklerini anlatmasını isteyebilir ve anlatılanları, hiçbir yargıda bulunmadan, olduğu gibi kabul edebilirsiniz. Böylece, ikiniz de gerçeklere dayalı bir ilişki isteyip istemediğinizi anlarsınız.

Yazar: Eve Bernshaw

12 Eylül 2009 Cumartesi

GÜLKİ SEVGİLİM





Bu Sabah Yerini Kimler Almış Diye Düşündüm Kalktığımda
Hiçbiri Seni Hiçbiri Beni Hiçbiri Bizi Anlamamış
Bu Sabah Telefonu Hiç Açmadım
Çaldı Durdu Aldırmadım
Hiçbişey Seni Seni Düşünmemei Engellemez
Ben Anladım Bu Sabah

Gül ki Sevgilim Gül ki Gözlerin Solmasın
Sakın Aşk Çiçeğim
Gel Biraz Bana Gel Biraz Daha
Arşa Çıksın Nağmelerin

Bu Sabah Adını Boş Kağıtlara Yazdım
Astım Duvarlara
Ben Bir Tek Seni Eski Günleri
Özledim Canım Anlasana

Bu Sabah Yatağın Boş Kısmını
Resimlerinle Süsledim
Gördün Halimi Anla Derdimi
Ne Olur Dön Çok Özledim Bu Sabah

Gül ki Sevgilim Gül ki Gözlerin Solmasın
Sakın Aşk Çiçeğim
Gel Biraz Bana Gel Biraz Daha
Arşa Çıksın Nağmelerin

4 Eylül 2009 Cuma

GÖZ KURULUĞUNU DİKKATE ALALIM




Hepimizin hayatinda artik vazgecimez bir yere sahip olan bilgisiyarlar, dogrudan olmasa da dolayli olarak bazi rahatsizliklara neden olabiliyor. Bu rahatsizliklarin basinda ise goz kurulugu geliyor. Bilgisayar karsisinda uzun sure calisan kisilerde goz kirpma araligi uzadigi icin gozlerde kizarma, kanlanma, goz yasarmasi gibi belirtiler olusabiliyor ve daha sonra da bu belirtiler goz kuruluguna yol acilyor.

Goz kurulugu, katarakt ve korluge neden olabiliyor
Gozun kurumasi sadece goz kapaklarinin hareketlerine bagli degil. Calisilan ortamin kapali ve kuru olmasi, kaloriferli isinma sisteminin bulunmasi gibi etkenler, goz kurumasini daha da hizlandiriyor. Ayrica, bilgisayar karsisinda goz kapaklarinin sonuna kadar acik tutulmasi, gozun nemli tutmasi gereken alani daha da fazlalastirdigi icin gozdeki kurumayi hizlandirabiliyor.
Goz kurumasinin, zamaninda tedaviye baslanmamasi halinde gozun korneasinin delinmesi sonucu katarakt ve korluge dahi neden olabilecegine de vurgulayan Uzman Dr. Akbas da bilgisayar kullanicilarinin durumu ilacli tedavi safhasina getirmeden, kuru ortamda calismaktan kacinarak, klimaya maruz kalmayarak ve varsa kaloriferin uzerine nem yapmasi icin su yerlestirerek, kuru goz sendromundan korunabileceklerini kaydediyor. Uzman Dr. Umut Akbas, ayrica goz kurumasi rahatsizliginda bilgisayara bakis acisinin da buyuk onem tasidigini dile getirerek, sozlerine soyle devam ediyor:
“Bilgisayari, tam karsisindan, ayni hizada bakarak kullanmak, goz kapaklarinin tamamen acik kalmasina neden oluyor. Bu da gozun nemlendirmesi gereken goz araliginin daha da fazla olmasina neden oluyor. Bu nedenle ozellikle, buro, ofis gibi kapali ve kuru ortamlarda bilgisayarla calisanlar, korluge dahi neden olabilen goz kurulugundan kacinmak icin, bilgisayari tepeden bakacak sekilde kullanmali. Bu sayede asagi dogru bakilmak zorunda kalinmasi nedeniyle goz kapaginin daha kisik kalmasi saglanir.

KIZILDERILIDEN TEK KELIMELIK HAYAT DERSI.




Cherokee kabilesinin yaslilarindan biri hayat, ask ve evlilik uzerine konusurken sunlari soyluyor:

"Icimizde iki kurt var ve bunlarin arasinda da korkunc bir savas.

Kurtlardan biri; korkuyu, ofkeyi, kiskancligi, pismanligi, acgozlulugu, kibiri, kendine acimayi, kuskunlugu, asagilik duygusunu, yalanlari, ustunluk taslamayi ve benciligi temsil ediyor.

Digeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylasmayi, comertligi, dinginligi, alcak gonullulugu, nezaketi, yardimseverliligi, dostlugu, anlayisi, merhameti ve inanci temsil ediyor."

Genclerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor ve yasli adam kisaca cevap veriyor:


"Beslediginiz"

2 Eylül 2009 Çarşamba

NECiP FAZIL USTADIN SOZUDUR.




Siz hic bir sarrafin bagirdigini duydunuz mu?

Kiymetli mali olanlar bagirmaz.
Domatesci, biberci bagirir da kuyumcu bagirmaz.
Eskici bagirir ama antikaci bagirmaz.
Insan bagirirken dusunemez. Dusunemeyenler ise hep kavga icindedir.
Popcular, folkcular bogazlarini patlatana kadar bagirip duruyor.
Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bagirmiyor.


Insanin kazandigi paradan degil, paranin kazandigi insandan korkulur.



Necip Fazil Kisakurek

18 Ağustos 2009 Salı

Türküz doğruyuz çok acayipiz




112
Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla kosturup " 112'nin numarasi neydiiiii ? " diye bagiran hanimefendiye

Utu:
Annesine kizip, buharli utunun icine isemeyi akil eden! Annesini buram buram cis kokulariyla is yerine yollayan! Annesi; ancak arkadaslari ”acayip kokuyorsun” dediginde isi cozen anneye ve cocuguna,

Elektrikler :
Banyonun lambasi yanmayinca elektrikler kesik zannedip yarim saat gelmesini bekleyen. Beklerken de cani sikilmasin diye televizyon seyreden kisiye,

Haberler:
Ailecek televizyon izlerken ust komsu kucuk oglunu gondermis. Cocuk, anneme ”X teyze, annem dedi ki, bari haberleri acsinlar da, biz de dinleyelim”. Biz de kirmadik, actik. Ailecek cok iyi niyetli oldugumuzdan, televizyonlari bozuk sandik. Yuksek sesten dolayi bize laf soktuklarini anlamamiz cocugun ikinci gelisinden sonra oldu. Bu olayi yasayan aileye,

AIDS:
Lisedeki Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi ogretmenimiz AIDS’in acilimini yapiyor: (A)llaha (I)syan eden (D)eyyuslarin (S)onu… diyen hocaya,birer alkis istiyorum:))

Aci Kaybimiz:
3 ay once ailemize katilan, "Necmi" ismini verdigimiz kaplumbagamiz dun vefat etmis. Aile arasinda sade bir torenle evin arka bahcesine gomduk. Hayvancagiz durduk yerde can verdigi icin gidip, Necmi’yi aldigimiz dukkanin sahibine sebebinin ne olabilecegini sordugumuzda " Abi onlar kis uykusuna yatar " cevabini almis bulunmaktayiz. Hepimizin basi sagolsun. Bu vicdan azabiyla ben de cok yasamam herhalde.

Annemin Maceralari:
Shrek’in fragmanlarini gosteren bir televizyon kanalinda, el ele tutusmus Shrek ve Fiona’yi goren annem, " Bunlar Suleyman ve Nazmiye Demirel cifti mi ?" diye sordu! Secememis gozleri o mesafeden.

Alfabe:
Ben de bu yil okula baslayan torunum icin kuvvetli bir moral alkisi istiyorum. Daha ikinci gun: " orrrtmenim, taa evden buraya tel cizmeye mi geldik, hep yumarlak mi yapcaz, harf felan oretmicen mi ?" deme cesaretini gosterdigi icin,

Annem:
"Bu taraf bitti" diye CD’yi arkasina ceviren ve sonra da "CD calar calismiyor!" diye feryat eden anneme alkis az geliyor!

Modem:
Yemek masamin ustunde duran modeme uzun uzun bakan anneanem "Bu ne?" diye sordu. Ben de kolay anlasin diye "Hani benim bilgisayarim var ya, onunla internete giriyorum. Iste internete girmek icin o kutu zorunlu" diye uzun uzun acikladim. Anneannem dinledi beni ve "Yani modem bu" dedi ve konu kapandi…

Beyin Gocu:
Tikky oldugu her halinden belli olan kizimiz Besiktas-Taksim midibusunde yanindaki arkadasina dert yanmaktadir. " Sekerim dorduncu kez girdim OSS’ye, ama yine kazanamadim, gidicem sonunda Amerika’ya o olucak. Boyle boyle beyin gocu oluyor isteeaa !.. " Sen git, masraflari ben karsiliyorum.

Alman Yazar:
Bir alkis da lisede edebiyat dersinde okudugu siir bitince sinifa donup " Bu siiri unlu Alman yazar Goethe yazmistir " diyen hocaya, "Niye, kagit bulamamis mi ?" cevabini veren arkadasa gonderelim.

Duz Mantik:
Eger bir sokakta yuruyorsaniz ve caminda " Bu ev kiraliktir " yazili bir evin yanindan gecip birkac adim sonra onune geldiginiz bir baska evin caminda ”Bu da” yazisini gorurseniz, bilin ki Trabzon’dasiniz.

Ingilizce Yazilisi:
Bir alkis da Ingilizce sinavinda "Nice …….." seklindeki boslugu "Nice mutlu yillara !.. " biciminde dolduran, dahi mi yoksa aptal mi oldugunu henuz anlayamadigimiz ogrencime istiyorum.

Hugo’lar Besledi:
Bir alkis da lisede edebiyat kitabindan bir metni tum sinifa sesli olarak okurken V. Hugo’ya "Besinci Hugo" diyen arkadasimiza gelsin.

Ne Zaman?
Kardesim karne almisti; fakat bircok zayif notu vardi. Annem, babamla beni kenara cekip uyarilari siraliyordu: "Sakin cocugun moralini bozmayin, sakin kotu bir sey soylemeyin" uyarilar ozellikle babama yonelikti: "Hele de sen, sakin cocugun gururunu kirma". Babam daha fazla dayanamadi ve sordu: "Karne icin ne zaman ozur dileyecegiz ?"

Havale:
Bankada gisenin onunde islemimin yapilmasini bekliyorum. Yanimdaki gisede islem yaptiran yasli teyzeye, islemini yapan kadin soruyor: "Parayi kim alacak teyze? Alicisina ne yazalim?" Teyzem cevap veriyor: "Bu paranin hayrini gorme insallah yazalim" evladim.

Lamba:
Dun gece evime giderken yolun tenhaligindan olsa gerek kirmizi isikta gectim. Ardindan yurdum polisine alkisi hak ettiricek anons: "Bacim o gectigin gece lambasi degildi; cek saga "

10 Ağustos 2009 Pazartesi

ANLAT BAKALIM :)))





Bulunacak Kelime: KADINBUDU
- Oglum sen nesin?
- Erkek!
- Tersi?
- Kadin!
- Onun yeneni?
- Citir


bulunacak Kelime: Diz
- Pantolonu nereye giyeriz?
- Bacaga?
- Hah! Bacaklarimizin ortasinda ne vardir?
- Ohaaa!


bulunacak Kelime: ZEBANI
- Allahin meleklerinden biri.
- Cebrail.
- Ilk uc harfi Cizgili bir hayvani cagristiriyor.
- Zebrail?
- Seni zebrail carpsin insallah!


bulunacak Kelime: DUVAK
- Kadinla erkek birlesmeden once, erkegin kaldirdigi sey
- Ohaaa!


bulunacak Kelime: TELEPATi
- Hani ben sana bir seyi anlatmaya calisiyorum ama sozle degil beyin, dalgalariyla falan...
- Ihihih ney diiii.. teletabi..!
- Tamam, tele'si kalsin. Kedilerin eline ne denir?
- Buldum! Telepence
- Offf beee bi kere de bil...


bulunacak Kelime: TiMSAH
- Abi boole hani... kertenkele nedir?
- Hayvan
- Ne cins hayvan?
- Surungen
- Ok! Abi bu kertenkelenin birkac beden buyugu..
- Ejderha
- Yuhhh!


bulunacak Kelime: LAMBADA
Ekip1: Aha sictiniz..!
Ekip2: Sen oyle san. Soyle bakalim Alaaddinin cini nerede yasar?
Lambada
Ekip1: Hastiiiiiiiirr...


bulunacak Kelime: Van Gogh (kulak tabu kelime)
- Abi bu kisi bir organini kesen bir sanatci
- Bulent Ersoy
Ohaaa...


bulunacak Kelime: Ugur Dundar
- TV de program yapiyo hani yillardir..
- Reha Muhtar? Ali Kirca?
- Yok, yok. Sarisin mavi gozlu
- Ataturk?
Gulmekten iptal edildi...


bulunacak Kelime: KRAMP
- Hani futbolculara girer
- Krampon


bulunacak Kelime: SERUVEN
- Abi Macellan nasil biriydi?
- Ne biliyim, iyi biriydi heralde..
- Abi onu demiyorum neye duskundu?
- Kariya, kiza, bi de ickiye olabilir
- Pes..!


bulunacak Kelime: MISIR
- Keops nerede?
- Etiler!
- Allah cezani versin Emre....


bulunacak Kelime: OKUL
- Biz nereye gideriz hergun?
- Bara... Diskoya.. Sinemaya.. Cafeye.. Bowlinge..
-Ayyy! Olmuyo boole
-baska sekilde anlat..
- Ailemiz bizi nereye gidiyo biliyor?
- Haaa.. okulaaa..


bulunacak Kelime: Anneler Gunu
- Cennet kimin ayaklari altinda?
- Anne
- Tamam, ha ni onlarin ozel bir gunleri var, ne o?
- Adet..?


bulunacak Kelime: KOPEKBALIGI
- Denizde ne olur?
- Dalgaa!
- Hayir ya oyle diil. Hani karadada var 'hav hav' der?
- Ha! Kopek.
- Onun denizde olani?
- Deniz kopegi

5 Ağustos 2009 Çarşamba

HAYIRLI KANDİLLER




5 Ağustos 2009 Çarşamba gününü Perşembe’ye bağlayan gece Berat Kandilini idrak edeceğiz. Kurtuluş, af ve arınma gibi anlamlara gelen, ayrıca Mübarek Ramazan Ayının da bir müjdecisi olan Berat gecesi, inananlara, kulluk bilinci ve hesap verme şuuruyla suç ve yanlışlardan kaçınmaları, günahlardan arınmaları ve Yüce Yaratıcı’nın sonsuz rahmet ve merhametine iltica etmeleri gerektiğini bir kere daha hatırlatır.

Milletimizin kandil olarak adlandırdığı bu geceler, bizlere hızlı bir şekilde geçmekte olan hayatta durup düşünme, özümüze dönme ve günahlarla kirlenen gönül dünyamızı temizleme fırsatı sunar. Ayrıca Rabbimize, kendimize ve bütün insanlığa karşı sorumluluklarımızı hatırlatır, bu görevlerimizi ihmal edip etmediğimizi sorgulayıp hata ve günahlarımızdan tevbe ederek uzaklaşma imkânı sağlar.

Berat gecesini değerlendirme imkânını bulan herkes, Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki; “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Zümer, 39/53) müjdesinin farkına vararak, ümitlerini canlı tutmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir.

Böyle mübarek gün ve geceler, Kur’an’la buluşma, Hz. Peygamber’in eskimez öğütlerine kulak verme ve O’nun sünneti ile hayat bulma fırsatlarıdır. Bu gece, Kur’an’ın bizlere öğrettiği “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden (kaybedenlerden) oluruz.” (A’raf, 7/23) gibi dualarla ve Sevgili Peygamberimiz’in (sav) bu gece bolca yaptığı “Allah’ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum, senden yine sana ilticâ ediyorum. Senin şanın yücedir. Sana yaptığım senayı, senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana layık bir surette hamd etmekten acizim” (Müslim, Salat, 222/1090; İbn-i Mâce, Hadis no: 3841) duasıyla Yüce Rabbimiz’e yakarma zamanıdır.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Saglik konusunda bunlari biliyor muydunuz...?





.Yemege tuz ile baslanirsa beyin tarafindan gonderilen bir uyari sayesinde midede mukus denilen sindirimi kolaylastirici bir tabaka olusturdugunu ve midenin sindirime hazirliksiz yakalanmasini onledigini…





Tuvalete girerken sol ayakla ilk adim atildiginda kaygan olan zeminde ayagin kaymasi durumunda sola gore daha guclu olan sag ayagin dusmeyi engelleyerek vucudu dengeledigini..







Banyo yaptiktan sonra ayaklara soguk su dokmenin kan dolasimini hizlandirip sicak sudan dolayi genlesmis olan damarlarin icindeki kanin aktivasyonunu artirarak tansiyon dusuklugunu onledigini ve savunma mekanizmasini guclendirdigini…





Kesintisiz uyunan uzun gece uykularinin damarlarda vazodilatasyona neden oldugunu uyku ortalarinda kalkip el yuz yikamak (or: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanin (or: teheccud namazi) vazodilatasyonu engelledigini ve daha zinde kalkilabilecegini…





Eger insan sivi gidayi oturarak icerse bunlar once
midede birikir asitle karisarak mikroplari olur ve
sonra 12 parmak barsagina gecer.
Bu durumda oturarak su icme usulune uymakla insan kolera da dâhil bircok insan hastaliklarindan korunmus olur.
Rastgele yerde mesrubati alip ayakta icenler bu
tehlikeye daha fazla maruz kalirlar.

Garanti leasing :))))

Garanti LEASING 'de calisanlar, bir pastaneye, telefonla pasta siparisi vermis. Pastanin ustune "Garanti Leasing'den sevgilerle." yazilmasi istenmis.


Telefondaki adam "Leasing" kelimesini anlamamis. Onlar da harf harf kodlamislar. Gelen pasta ekte...



Yurdum insani, seviyorum seni...


2 Ağustos 2009 Pazar

ÖĞRENCİ ANAYASASI




Madde 1: Öğrenciler haklıdır.

Madde2: Öğrenciler her zaman haklıdır.

Madde 3: Öğrencilerin haksız olduğu durumlarda 1. ve 2. Maddeler uygulanır.

Madde 4: Öğrenciler uyuya kalmazlar istirahat ederler.

Madde 5: Öğrenciler tıkınmazlar,gıda alırlar.

Madde 6: Öğrenciler hiçbir zaman geç kalmazlar,onları alıkoyarlar.

Madde 7: Öğrenciler derste başka şeylerle uğraşmazlar,çok boyutlu yaşarlar..

Madde 8: Öğrenciler asla okulu kırmazlar,başka yerlere çağırıldıkları için gitmek zorunda kalırlar.

Madde 9: Öğrenciler herkes adına düşünüp herkes adına karar verme hakkına sahiptir.

Madde 10: Öğrenciler hiçbir zaman eleştirilemezler.

Madde 11: Öğrenciler birbirine lakap takmazlar,birbirlerine yakışan isimlerlerle hitap ederler.

Madde 12: Öğrenciler sınavdan korkmazlar,sadece çekinirler.

Madde 13: Öğrenciler asla kopya çekmezler,sadece yardımlaşırlar.

Madde 14: Öğrenciler asla ama asla kavga etmezler,birbirlerine daime sevgi gösterisinde bulunurlar.

Madde 15: Bu anayasalar hiçbir şekilde yürürlükten kaldırılamaz!

31 Temmuz 2009 Cuma

DİYANET'İN HURAFE LİSTESİ





Diyanet'in “hurafe listesi” şöyle:

- Ateşe su dökülürse cin çarpar, yiyeceklerin ağzı kapatılmadığında gece onlardan cinlerin yediği anlayışı,

- Kuran ve sünnet ile örtüşmediği halde dövme yaptırmak, erkeklerin küpe takması, burçların insan karakterine etkili olduğu inancı,

- Türbe, yatır gibi yerlerden medet ummak. Bir yatırın mezar taşına mum yakıp, dilek tutmak,

- Sünnet olan çocuğun acısının azalacağına inanılarak sünnet olma anında annesi ve diğer hanımlar tarafından oklava çevirmek,

- Yeni doğan çocuğun dindar olması için göbek bağını keserek cami avlusuna bırakmak,

- Konuşmayan çocukların konuşabilmesi için cuma namazından sonra müezzin tarafından cami anahtarını çocuğun ağzına sokup çıkarmak,

- Yürümeyen çocukların ayaklarına ip bağlayarak cuma namazından ilk çıkan kişiye ipi kestirmek,



- Küçük çocukların üzerinden atlanıldığında boylarının kısa olacağına inanmak,

- Çocuğu olmayanlara çocukları olması için deve dili veya etini yedirmek,

- Çocuk doğan eve 40 gün süre ile et alınmaması gerektiğine inanmak,

- Yeni doğan çocuğun kırkı çıkmadan evden çıkarılmaması gerektiğine inanmak,

- Boyu ölçülen çocuğun cüce kalacağına inanmak,

- Gelinin kucağına erkek çocuk verilince çocuğunun erkek olacağına inanmak,

- Loğusa kadının herhangi bir şeyden zarar görmemesi inancıyla, bulunduğu yere süpürge, soğan, sarımsak asmak, yastığının altına iğne, bıçak gibi şeyler koymak,

- Loğusa kadını kırkı çıkana kadar yalnız bırakmamak,

- Hamile kadınların saçlarını kesmemeleri gerektiğine inanmak,

- Nikah esnasında gelin ve damadın birbirlerinin ayağına bakması halinde, önce basanın sözünün geçeceğine inanmak,

- Gelin ve damadın üzerine para, üzüm, şeker ve leblebi gibi şeyler atıp, kapıda küp kırmak,

- Evlenmeyen genç kızların kısmetinin açılması için müezzine minareden para attırmak, mendil veya eşarp sallatmak,

- Baykuş ötmesi, kara kedinin insanın önünden geçmesi, horozun vakitsiz ötmesi, insanların ve araçların önünden tavşanın geçmesinin uğursuzluk sayılması, karganın ötüşünün o bölgeye gelecek belanın işareti olarak kabul edilmesi,

- İki bayram arasında nikah yapmak, duaların kabulü için mübarek gecelerde ziyaretgahlarda mum yakmak, gece vakti tırnak kesmek, cuma ve arefe günlerinde çamaşır yıkamak, dikiş dikmek, temizlik yapmak, akşam sakız çiğnemeyi ölü eti çiğnemek gibi kabul etmek, gece aynaya bakmak gibi şeylerin uğursuzluk getireceğine inanmak,

- Elden ele sabun, makas, bıçak, iğne ve soğan vermenin uğursuzluğuna inanmak,

- Sağ elinin içi kaşındığında para geleceğine, sol elinin içi kaşındığında da para çıkacağına, ayak altı kaşındığında da yola çıkılacağına inanmak,

- Cam ve porselen gibi eşyanın aniden düşüp kırılmasını, bir belanın defedileceğine işaret saymak,

- Merdiven altından geçmeyi uğursuzluk saymak,

- Cenazenin 7., 40., 52. gecesi ile ölüm yıldönümünde hatim ve mevlit okutmak,

- Cenazenin alkışlanma uğurlanması, cenazenin arkasından slogan atmak ve çiçek serpmek, cenaze için üçüncü gününde helva ve yemek dağıtmak, kefen arasına dua, ayet ve vasiyetname koymak, ölen kimse için arefe günü kurban kesmek,

- Hastanın başı üzerinde tuz gezdirmek, köz söndürmek, kurşun döktürmek,

- Dileğin kabulü için ağaçlara bez-çaput bağlamak, türbelere adakta bulunmak, türbe ziyaretlerinden şifa beklemek,

- Hıdrellez günü sahile gidilerek kuma veya toprağa ev, araba veya kadın resimleri çizilerek böylece çizilen resimler sayesinde ileride onlara sahip olunacağına inanmak,

- Camiye girerken cami duvarını öpmek,

- Tekke ve türbelerde kurban kesmek, türbe ve tekkelerden şifa beklemek, mum yakmak, el yüz sürmek,

- Misafirin, askere gidenin veya yola çıkanın arkasından su dökmek,

- Kahve falına bakmak, falcılara, büyücülere gitmek,

- Ay ve güneş tutulmasında silah atmak, teneke çalmak.

30 Temmuz 2009 Perşembe

İŞTE HAFIZANIZI GÜÇLENDİRECEK 10 BASİT TAKTİK





Hafızanızı basit alıştırmalarla güçlendirebilirsiniz. Kolaylıkla her yerde çok zaman harcamadan yapabileceğiniz bu 10 alıştırmayla güçlü bir hafızaya sahip olabilirsiniz. Uzmanlar düzenli uygulandığında çok başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor.

Ters el alıştırması:

Sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da sol elinizi çalıştırmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın veya çayınızı kaşıkla alışık olduğunuz yönün tersine karıştırın. Kalemi ters elinizle tutun. Biraz üreticiliğinizi kullanın ve daha neleri tersten yapabileceğinizi bulun. Tabii bulduklarınızı da hemen deneyin. Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.

Çocuk oyunu alıştırması:

İşe veya alışverişe giderken, tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin. Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın. Çiçek açan ağacın kokusunu keşfetmeye çalışın. Fırında satılan taze ekmeklerin kokularını algılamaya çalışın. Yürüdüğünüz zeminin özelliklerini hissedin. Caddede duyduğunuz sesleri ayrıştırın. Yanınızdan geçen insanların tek tek konuşmalarını dinleyin. Evinizde gözlerinizi kapatarak bir yerlere ulaşmaya çalışın. Kısacası, duyularınızı alışık olmadığınız tarzda kullanın. Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini arttırırsınız. Eğer bu yaptıklarınızdan zevk alır ve insan veya olayları detaylı algılamayı sürdürürseniz, hafızanız her zaman canlı kalmaya devam eder. Duyu organlarınızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, unutmak istemedikleriniz o kadar sağlam kalır.

Harf alıştırması:

Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış harflerin üzerini çizin. Örneğin, çift t ve m'lerin üzerini işaretleyin. Bir sonraki aşamada, kelime içinde birden fazla geçen harflerin üzerini çizin. Alıştırmayı yaparken, kelimelerin üzerinde fazla düşünmeyin ve hemen işaretleyin. Böylelikle konsantrasyon gücünüzün ne kadar uyarıldığını hemen hissedeceksiniz. Başarılı olma isteğiniz ve aldığınız zevk zihnin canlanmasını arttırır.

Polisiye alıştırması:

''Dün akşam şu saatte ne yaptım, neredeydim, iki saat önce ne yaptım?'' gibi, genellikle polisiye romanlarında veya filmlerinde sorulan soruları kendinize yöneltin. Ve tabii cevaplamayı da unutmayın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı da harekete geçirmiş olursunuz.

Yürüyüş alıştırması:

Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Bu esnada o kadar esnek hareket edin ki, bacağınızı indirirken, kolunuz başınızın üzerine gelecek kadar yükselmeli. Bu hareketleri birkaç kez tekrarlayın. Bunu yaparken sadece kan dolaşımınız hızlanmaz, aynı zamanda koordinasyon yeteneğiniz de artar. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış olursunuz.

Ressam alıştırması:

Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Kendinizi Leonardo da Vinci veya sevdiğiniz bir başka ressamın yerine koyun. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili biçimde yok eder.

Ajan alıştırması:

Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece, sadece sıkışık trafiğin eğlenerek çabuk geçmesini sağlamaz, aynı zamanda kelime hazinenizi geliştirir ve beyninizi canlandırırsınız. Bu alıştırma, acil plaka ezberlemeniz gerektiği durumlarda çok işinize yarayabilir.

Resim alıştırması:

Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine bir tane mum, bir kuğu, üç kollu bir kaktüs, üç yapraklı bir yonca, beş parmaklı bir el, hortumunu yukarı kaldırmış bir fil, sola dalgalanan bir bayrak, saatli bir yumurta, sapının üzerinde duran bir pipo, davul yanında duran bir adam, iki deniz feneri ve bir saat çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Örneğin, mum biri, kuğu ikiyi, kaktüs üçü ifade ediyor. Bu sıralamaya hakim olduğunuzda, sembollere aklınızda tutmanız gereken bir listeyi koyabilirsiniz. Eğer bu bir alışveriş listesiyse, mumun süt şişesinin üzerinde durduğunu, kuğunun boynunda portakal filesinin asılı olduğunu hayal edebilirsiniz. Bu alıştırmayla, zihninizde listeler oluşturmayı daha kolay başarırsınız.

Otobiyografi alıştırması:

Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada, işe gittiğiniz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl olduğunu hatırlamanız gerekiyor. Tabii sınıfınızın düzenini, görüntüsünü de. Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler göründüğünüzü de hayalinizde canlandırmaya çalışın. Bu alıştırmayla, kişilerle ilgili hafızanızı harekete geçirirsiniz.

Hipnoz alıştırması:
Özellikle stresli anlarınızda veya kaygıya kapıldığınızda olumlu kelimelerden destek almaya bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok eder, hedeflerinize daha kolay ulaşmanızı sağlarsınız. Eğer önemli bir görüşmeden önce, hafızanızın sizi yarı yolda bırakacağından korkuyorsanız, her gün gözlerinizi kapatarak kendi kendinize tekrarlayacağınız bir cümle belirleyin. Örneğin, Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim cümlesini tekrarlayabilirsiniz. Ayrıca kısa hafızanızı çalıştırmada önemli olan, bunu her gün uygulamanız.

28 Haziran 2009 Pazar

SIRKETINI ORMANDA KURAN BIR ISPANYOL FIRMASI....!!‏

Adamlar gerçekten biliyo bu işi böyle bir ortamda çalışmayı kim istemeski çalışma şartlarını iyileştiren ve çalışanların verimini arttırmaya yönelik böyle güzel uygulamaları ülkemizdede görmek isteriz..














SON DAKİKA HABERLERİ VE GÜNDEMİ BURADAN TAKİP EDİN

netkitap.com