4 Nisan 2009 Cumartesi

AŞK



John Blanchard banktan ayağa kalktı ,askeri üniformasını düzeltti ve ana terminale giden insan kalabalığını inceledi. Yüzünü değil, ama kalbini tanıdığı ve üzerinde gül olan kızı aradı. Ona olan ilgisi 13 ay önce, Florida kütüphanesinde başlamıştı. Raftan aldığı bir kitabın içindeki yazılar değil ama kenarında gördüğü, kurşun kalemle yazılmış bir not onu etkilemişti. Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve akıllı bir zekayı yansıtıyordu. Kitabın ön yüzünde, ilk sahibinin adını farketmişti: Miss. Hollis Maynell. Uzun zaman çaba harcayarak adresini bulmuştu. New York'ta yaşıyordu. Ona kendini tanıtan bir mektup yazdı ve yazışmayı teklif etti. Bir sonraki gün II. Dünya Savaşı'na katılmak için denize açılmıştı. Sonraki bir yıl ve bir ay boyunca her ikisi de posta yoluyla birbirlerini daha iyi tanıdılar. Her bir mektup, verimli bir tarlaya atılan tohum gibi, kalplerinde bir aşk doğurdu. Blanchard bir resim göndermesini rica etti, fakat o göndermeyi reddetti. Eğer gerçekten kendisi ile ilgileniyorsa, neye benzediğinin önemli olmayacağını düşünmüştü. Avrupa'dan dönme vakti geldiğinde, ilk buluşmalarını kararlaştırdılar: New York Ana terminali saat: 19:00. "Beni üzerimdeki gülden tanıyacaksın." diye yazmıştı kız. Böylece saat 19:00'da kalbini sevdiği fakat yüzünü görmediği kızı arıyordu. Size Mr. Blanchard 'ın ağzından neler olduğunu yazıyorum: Genç bir bayan bana doğru geliyordu. İnce ve uzun boyluydu. Sarı saçları mükemmel kulaklarının arkasından dalgalar halinde sırtına uzanıyordu. Gözleri çiçekler gibi maviydi. Dudaklarının ve çenesinin narin bir sertliği vardı ve soluk yeşil elbisesi içerisinde canlanan ilkbahar gibiydi. Gül taşıması gerektiğini unutarak ona doğru hamle yaptım. Hareket ettiğimde, dudaklarında küçük kışkırtıcı bir gülümseme belirdi ve "Benimle mi geliyorsun, denizci?" diye mırıldandı. Tamamen iradem dışında ona doğru bir adım daha attım ve o zaman Hollis Maynell'i gördüm. Tam olarak kızın arkasında duruyordu. Kırk yaşını geçmiş, gri saçlarını yıpranmış bir şapka altına saklamış bir kadındı. Şişmandı ve kalın bilekli ayakları alçak topuklu ayakkabıların içine zor girmişti. Yeşil elbiseli kız hızlı bir şekilde uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş gibi hissettim. Onu takip etme arzum çok güçlüydü ve aynı zamanda ruhu benimle arkadaşlık etmiş ve destek vermiş kadına karşı duyduğum özlem de çok derindi. Ve orada duruyordu. Onun soluk, şişman suratı kibar ve duyguluydu. Gri gözleri sıcak ve parıltılıydı. Tereddüt etmedim. Parmaklarım onu bana tanıtan küçük, mavi eski kitabı sıkıyordu. Bu aşk olamazdı, ama özel bir şey olabilirdi. Belki aşktan daha güzel bir şey, mükemmel bir arkadaşlık olmalıydı bu. Duyduğum hayal kırıklığının sesimi boğmasına rağmen, omuzlarımı kaldırıp, onu selamladım ve kitabı uzattım. "Ben Lieutenant John Blanchard, ve siz de Miss. Maynell olmalısınız. Benimle buluşabildiğinize çok sevindim. Sizi yemeğe davet edebilir miyim?" Kadının suratı toleranslı bir gülümse ile genişledi. " Bunun ne olduğunu bilmiyorum, oğlum." diye cevap verdi. "Fakat demin yanından geçen yeşil giysili kadın, bu gülü yakama takmam için ısrar etti. Ve eğer beni yemeğe davet edecek olursan, caddenin karşısındaki büyük restaurantta seni bekliyor olacağını söyledi. Bunun bir çesit test olduğunu da söyledi" Anlamak zor değil ve Miss. Maynell'in zekasına hayranım. Kalbin gerçek değeri çekici olmayana verdiği cevap ile anlaşılır. "Bana kimi sevdiğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeceğim. " diyor Houssaye.
Gönderen: Ceyda AKYOL

1 yorum:

Fıkra Sevenlere dedi ki...

Çok ilginç bir hikayeydi...:))Güzel bir haftasonu dileklerimle..

SON DAKİKA HABERLERİ VE GÜNDEMİ BURADAN TAKİP EDİN